“Bu fikre nereden kapıldınız?” sorusunun cevabına bu bölümde yer verilmiştir.
Aşağıdaki yazıyı yazarken dinlediğim müzik bilgilerini aktarmak istiyorum. Okurken dinleyebilirsiniz
daha etkili olabilir…
Müzik: Evgeny Grinko – Field
Müzik linki: https://open.spotify.com/intl-tr/artist/69RwhKw37lY73bMGaSts7C?si=db21811acc1c4c55
Hazırsanız başlıyorum anlatmaya…
ÇÖZÜMLEME
Şiirden öte bir serzeniştir bu yazı
Eğer tümce sonunda sıralanmış üç nokta varsa…
Anlatmaktan yorulan bir ruh görebilirsiniz simyalarda
Ki henüz kimya laboratuvarlarında fokurdayanlar misali
Çözümlenmeyi bekleyen numuneler çemberi…
[SBJ]
_Selin Birlik Journal_
Kadının İsyanı: Sessiz Çığlık
“Yazarın Kaleminden” Diyerek başlamak istiyorum açıklama kısmına ya da adına her ne denilecekse
veya deniliyorsa…
Evet, şu an kulaklarımda Evgeny Grinko isimli sanatçıdan Field isimli bir çalışmayı dinlerken
benliğimden fırlayan bir ilhamla dökmek istiyorum içimi… Çünkü hazırlamış olduğum bu Kamu Spotu
“Çözümleme” yazısında da olduğu gibi tamamen bir serzeniştir. Serzeniştir çünkü yaşantım boyunca
nefret ettiğim ve “Hayatıma Anlam Katanlar Müzesi” ile herkese teşekkür edip tüm yaşantıma son
vermeyi düşünmeme sebep olan toplumsal cinsiyetçiliktir. Bunun başka bir açıklaması ne yazık ki
yok!
Bir ailede, özellikle kız çocuğunun hayatında “Baba Faktörü” çok önemlidir. Hani derler ya, baba
arkandaki dağdır diye… Kızların ilk aşkı babasıdır evet bu doğru. Ama bazı babaların aşırı koruyucu
kimliği… Geri kafalılık mı desem yoksa yine cinsiyet ayrımcılığı mı?
Toplumsal cinsiyetçiliği tek başına ele aldığımda sadece bizim ülkemizde var olduğunu düşünüyordum.
Özellikle bölgesine göre derecelendiriyordum. Karadeniz Kültürü, Doğu Kültürü, Akdeniz Kültürü, Ege
Kültürü… Çok duyardım bu sözleri “Biz Karadenizliyiz, Biz Doğuluyuz, bu bizim kültürümüze ters!”
diyerek kızlar arka plana atıldı, değersizleştirildi ve erkekler yüceltildi. Oysa kadın ve erkek eşittir. Eşit
haklara sahiptir ama bu haklar görmezden gelindi. Görülse de işlerine gelmeyenlerin lügatında yer
almadı. Kadınlar ayrışmaya başladı kimileri bu psikolojik baskıya boyun eğdi, kimileri direndi. Boyun
eğenler kapalı bir kutuda yaşamaya terkedildi. Baş kaldıranlar ise öldürüldü.
Kızını dövmeyen dizini döver diyen bir kirli zihniyetin esiri oldular ve (kadınlar da kocalarını
destekleyerek kızlarını ezdi) buna göz yumdular. Kadınlar daha çocukken ezilmeye ve baskıya boyun
eğmeye alıştırıldı. Ellerine oyuncak bebekler verilerek anne olmaya özendirildi. Pembe renklerdeki
oyuncak tabak çanak, fincan takımlarıyla evcilik oyununu oynayarak hayatı öğrendiler. Erkeklere ise
mavi renklerde oyuncak arabalar ve silahlar verilerek “aslan oğlum” imajı çizildi. Peki hayatı ne derece
ve nasıl öğrendiler? Kızlar anne oldular mutfaktan ve ev temizliğinden çıkamadılar… Bu oyunlarda
erkek faktörünü pek fazla göremezsiniz çünkü erkekler arabalarıyla geziyor ve dışarıda çalışıyordur. 5
– 6 yaş gruplarında kızlar genellikle erkekleri evcilik oyunlarından dışlarlar. Aynı oranda erkekler de
kızları dışlar. Bu şekilde Toplumsal Cinsiyetçiliğin temelleri atılmış olur.Cinsel kimlik, oyuncak bebekler ve oyuncak arabalarla, pembe ya da mavilerle oluşturulamaz!
“Modern Dünya” adı altında kadınlara haklar verildi… Seçme ve seçilme hakkı, eğitim hakkı, çalışma
hakkı… Kadın Neydi? Tüm bu haklar Temel İnsan Hakları değil miydi? Kime göre ve neye göre kadınlar
bu kadar baskı altında kaldı? Peki erkekleri bu kadar yücelten neydi? Yoksa Tanrı Erkek miydi?
Çocukluğumuzdan beri hep aynı sözleri duyuyoruz. O erkek, o yapar. Sen kızsın! Toplumsal roller bu
şekilde kadının sorumluluğuna verildi ve kendi benliğini oluşturamadı. Evin temizliğinden yemeğine
kadar sanki her şey kadının göreviymiş gibi yansıtıldı ve kabul ettirildi. İçişleri Bakanı kadın oldu,
Dışişleri Bakanı da erkek oldu. Görev ayrımı bu olmamalı!
Evlilikler…
Roller eşit olmalıdır. Yemek, temizlik, bulaşık birlikte yapılmalıdır. Birisi yemek yaparken diğeri
mutfaktaki dağınıklığı toplayıp, yemek yenilecek masayı düzenlemelidir. Birisi salatayı hazırlarken
diğeri limonun suyunu, yağını hazırlamalıdır. Sadece yatak odasını paylaşmak değildir evlilik…
Teşekkürler…
Selin Birlik